Muhammet ALİ KÖSE

Muhammet ALİ KÖSE

''Geçmişi bilmeyen; geleceği değiştiremez''

01 Mayıs 2020 12:30 Güven Haber-Sen 2305

“Sendikal Mücadele ve Sınıf bilinci  tam olarak Cumhuriyet Sisteminin yerleşmesiyle birlikte 1946’da  yeniden filizlenmeye başlamıştır. Bu süreç Mahalli düzeydeki öğretmen derneklerinin 1946’da “Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu” nu kurmasıyla temellenmiştir.Devam eden süreçte ise 1961 Anayasası’nın 46. maddesi sendikalaşma hakkını işçilerle birlikte memurlara da tanımıştı. Anayasanın bu hükmü uyarınca, 1965’te çıkarılan 624 sayılı “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” toplu sözleşme ve grev haklarını içermiyordu, öte yandan işyeri, meslek ve statü (kademe) temelinde örgütlenmeye olanak veriyordu. 

ve 1971’e kadar devam eden bu ilk sendikalaşma döneminde 600 civarında memur sendikası kuruldu. Birleşen bazı sendikalar “Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu” ve “Türkiye Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonu” adıyla üst örgütlenmeler yarattılar. Söz konusu dönemde oldukça cılız ve etkisiz olan memur sendikaları 15-19 Aralİk 1969’da gerçekleştirdikleri 4 günlük “genel öğretmen boykotu” ile dikkati çekmektedir. 160 bin civarİnda öğretmenin çalıştığı 1969 Türkiye’sinde 110 bin civarında öğretmenin katıldığı bu boykot, işçi sınıfı tarihinin önemli grevlerinden “meşru mücadele” anlayışının oluşmasında kritik bir rol oynamıştır

12 Mart 1971 darbesinin ardından, 20.09.1971 tarihli Anayasa değişikliği ile Anayasanın 46. maddesindeki ‘çalışanlar’ ibaresi yerine ‘işçiler’ ibaresinin konulmasıyla ve 119. maddesinin de ‘memurlar siyasi partilere ve sendikalara üye olamazlar’ biçiminde değiştirilmesiyle memurların sendikalaşma hakkı ortadan kaldırılmıştır. Anayasa ile kurulmuş olan memur sendikalarının faaliyetlerinin sona erdirildiği hükme bağlanmıştır.

1971’de sendika hakkının böylece ortadan kaldırılmasının ardından memurlar 1980’e kadar sürecek olan yeni bir dernekleşme sürecine girdiler.  (1971) Tüm-Der, Mem-Der gibi tüm memurları kapsamayı amaçlayan memur derneklerinin yanı sıra TRT-DER, GENEL-DER, EGO-DER, DDY-DER, SAYIŞTAY-DER gibi işyeri eksenli memur dernekleri ile daha genel ve kapsayİcİ nitelikteki TÜS-DER, POL-DER , ENERJİ-DER, TÜM SAĞLIK-DER  gibi mesleki temelde dernekler kuruldu. 1971-1980 döneminde de tıpkı sendikalı dönemde (1965-1971) olduğu gibi, emekçilerin birliğini ve gücünü bölmeye dönük örgütler ortaya çıkmıştı. 12 Eylül darbesi tüm işçi ve emekçi örgütlerine olduğu gibi, memur derneklerine de ağır darbeler vurdu, dernekler kapatıldı. Binlerce memur örgütsel faaliyetlerinden ötürü cezaevlerine dolduruldu, baskıya uğradı. Derneklerin mal varlıklarına el konuldu. 1982 Anayasasının 51. maddesi sendika hakkını sadece işçilere ve işverenlere tanımış ama memurlara yasaklamamıştı.

1988’de çalışan öğretmenlerin üye olamadığı ama “fahri üye” olabildiği dernekler kurulmaya başlandı. Yerel yönetimler, ulaştİrma, sağlık gibi  sektörlerde de yaygınlaşan dernekler; sendikalaşmanın “bir laboratuar çalışması” olarak önemli işlevler gördüler.

Bu gelişmede işçi sınıfının 12 Eylül yıllarında uğranılan hak kayıplarını telafi etmeye dönük “1989 Bahar ve 1990’daki “madenci yürüyüşü”nün önemli bir itici rol oynadığı bilinmektedir. 28.05.1990’da Ankara’da kurulan ilk memur sendikası 

EĞİTİM-İŞ’i Temmuz 1990’da İstanbul’da KAM-SEN, 13.11.1990’da İstanbul’da EĞİT-SEN izledi. Kendilerine artık “kapıkulu zihniyetini” çağrıştıran “memur” yerine “kamu çalışanı” ya da “kamu emekçisi” diyen kamu görevlilerinin sendikalaşması kartopu gibi büyümeye başladı.Tüm Maliye-Sen, Tüm Sağlİk-Sen, Tüm Yargİ-Sen, Tüm Banka-Sen, Emekli-Sen,  vb. Bu sendikaların pek çoğu güç ve eylem birliği yaparak “Kamu Çalışanları Platformu”nu, daha sonra da “Kamu çalışanları sendikaları Platformu”nu oluşturdular. Eğitim-İş’in başını  çektiği bir kısım sendika ise “Eşgüdüm Komitesi”ni oluşturdular. Kamu emekçilerinin baskıcı ve yasakçı politikalara karşın bağımsız bir doğrultuda gelişen ve hızla kitleselleşen sendikal hareketini bölmeye ve baskı altına almaya dönük girişimler gecikmedi. Kamu emekçilerinin “hak verilmez, alınır” şiarıyla , sendikaların kapılarına vurulan mühürleri söktüğü günlerde ve sendikalarını kurduğu günlerde 

1991 yılında devletin verdiği  %18’lik zamlara karşı dönemin sendikaları 

fiili yürüyüşler gerçekleştirdi. Kamu emekçilerinin mücadele çizgisi giderek güçlenmeye başladığını gören  İSTANBUL  ve ANKARA  Valilikleri  bazı Sendika Genel merkezlerinin kapılarını mühürlemeye başladı fakat  Kamu çalışanları sendikalarına sahip çıkarak mühürleri bir bir söktüler.

15.01.1992 tarihinde

Ankara’da, 26.01.1992 tarihinde İstanbul’da grevli, toplu sözleşmeli sendika talebiyle ilk yasal mitingler düzenlendi. 21 Aralık 1992’de Başbakanlığa tüm ülke kamu emekçilerinin katılımı ile yürüyüş gerçekleştirildi. 13 Mayıs 1992 tarihinde ücret yetersizliğini protesto amacıyla bordro yakma eylemi yapıldı. Kamu çalışanlarının hak arayışı ve demokrasi mücadelesi

yetkililer tarafından baskı, sürgün ve cezalarla karşılansa da bu mücadeleler sürecinde Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sözleşmeleri TBMM’nde onaylandı. 15 Haziran 1993’te bölge mitingleri, 27 Haziran 1993’te beş koldan Ankara yürüyüşü organize edildi. Kamu emekçilerinin bu yeni sendikacılık anlayışı geleneksel tarzda oluşmuş işçi sendikaların da hareketlendirdi.Sendikal hareket küllerinden yeniden doğuyor ve tarih YENİDEN yazılıyordu.

 

03.01.1994 tarihinde “tüm çalışanların ortak genel grevi” yapıldı, %5 ek zam alındı. 20 Nisan 1995’de yeni bir eylem dalgası geliştirildi. 16-17 Haziran 1995 tarihinde Türkiye’nin her yerinden gelen kamu emekçileri Kızılay meydanını iki gün boyunca işgal ederek, grevsiz, toplu sözleşmesiz bir sendika yasasını kabul etmeyeceklerini açıkladılar. TBMM de ele alınan yasa tasarısının görüşmeleri ertelendi.

13.07.1995 tarihinde Anayasanın 53 maddesinde yapılan değişiklikle kamu emekçilerinin sendikalaşma hakları anayasal düzeyde tanındı.

 

Kamu emekçilerinin toplu pazarlık ve grev haklarını tanımak istemeyen ve sendikaların bağımsız, fiili ve meşru gelişimini

kabul edemeyen siyasal iktidar ve yönetenler, sendikaları denetim altına almaya dönük yasa tasarısını 1998 Mart’ında TBMM gündemine getirdiler. Kamu emekçilerinin 4-5 Mart 1998’de Ankara’da ve izleyen günlerde pek çok yerleşim yerinde gerçekleştirdikleri direniş ve eylemlerle “sahte yasa tasarısı” püskürtüldü.  Kamu emekçilerinin tüm direniş ve karşı koyuşuna rağmen, sendikaları denetim altına almayı amaçlayan 4688 sayılı “Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu”   25.06.2001’de TBMM’nde kabul edildi.Fakat grev hakkı bu defa kapsamdışı bırakılmıştı.

Oysa halen anayasa hükmünde olan ILO sözleşmeleri uyarınca mamurların toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı bulunuyor. Hata AHİM de devlet bu maddeye aykırı davrandığı için ceza bile  aldı.

Ve tüm eksik yanlarıyla birlikte  4688 sayılı yasa ile kamu emekçileri yasal sahada bir kez daha var olmayı başardılar.Grev hakkı olmadan kör topal yapılan sendikal faaliyetler 1992 den günümüze değin aynı kanun maddesi ile  süregelmektedir.

''1992 den günümüze memur sendikacılığı'' başlıklı yazımız bir sonraki hafta okumanıza sunulacaktır.Geçmişi bilmeyen geleceği değiştiremez

Yorum Ekle

İlk Yorumlayan Siz Olun!

YAZARIN SON 5 YAZISI

Tüm Yazıları
Güven İletişim ve Haberleşme Çalışanları Memur Sendikası

Türkiye genelinde hizmet veren Güven İletişim ve Haberleşme Çalışanları memur Sendikası'na ait kurumsal bilgilerin, faaliyetlerin, çalışmalar ve etkinliklerin yer aldığı kurumsal web sitesi.

Güven Haber-Sen

Anadolu yakası PTT Başmüdürlüğü yanı Rıhtım / İSKELE İŞ HANI kat:2 d:11
34000 kadıköy / İstanbul

Güven Haber Sen © Tüm Hakları Saklıdır.